“Antalya’nın Deniz ve Kıyılarının İklim Değişikliğine Adaptasyonu” (Climate Change Adaptation for the Sea and Coasts of Antalya) Avrupa Birliği Projesi, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yürütücülüğü ve Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV)’nın proje ortaklığıyla Merkezi Finans ve İhale Biriminin (CFCU) çağrısıyla “Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasitenin Geliştirilmesi Hibe Programı” kapsamında hibelendirilmiştir. Genel hedefi Antalya’nın deniz ve kıyılarının iklim değişikliğine karşı risk yönetimi stratejisinin hazırlanması olan 2 yıllık projeye 15.09.2017 tarihinde başlanmıştır. Bu kapsamda halkın bu konuda bilinçlendirilmesini sağlayacak; turizm, balıkçılık, biyolojik çeşitliliğimiz, tarihi ve doğal miraslarımızı korumak için alınması gereken önlemlerin belirlenebilmesi için aktiviteler planlanmıştır. 

Proje Antalya Büyükşehir Belediyesi görev ve sorumlulukları altında olan kıyı alanlarının risk değerlendirmesine, bütünleşik kıyı alanları yönetimine katkı sağlayacaktır. Projenin Antalya’nın kıyı alanları yönetiminde Türkiye’de en iyi uygulama (Best Practice in Turkey) ünvanı kazanmasını sağlayacağı düşünülmektedir. Proje kapsamında Avrupa Birliği ülkeleri ile bu konuda işbirliği yapma şansı oluşacaktır. Projenin nihai yararlanıcıları Antalya’nın yerel halkı ile birlikte doğal ve tarihi mirasımızı bırakacağımız gelecek nesiller de olacaktır. Projenin sektörel bazda nihai yararlanıcıları ise turizm, balıkçılık ve kıyısal alanlarda ki tarım sektörleridir. Proje kapsamında sivil toplum örgütleri, üniversiteler, arkeologlar ve bu konuda katılım sağlamak isteyen gönüllüler ile iş birliği çok önemsenmektedir.

Avrupa’da iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas bölgeler Akdeniz Havzası, Güney Avrupa ve Arktik olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla, Türkiye’nin Akdeniz bölgesinde iklim değişikliğinin etkileri önemli ölçüde hissedilmektedir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yapılan son değerlendirmeler Akdeniz Bölgesi’nin iklim değişikliğinden bu yüzyıl boyunca çok fazla etkileneceğini göstermektedir. Akdeniz’de iklim değişikliğinin oşinografik ve fiziksel yönleri birçok rapor ve bilimsel çalışmada tanımlanmıştır. Ancak beklenen fiziksel ve kimyasal değişimin farklı bölge ve alt bölgelerdeki derecesi halen belirsizdir. Bu nedenle, sosyo-ekonomik etkiler henüz tahmin edilememektedir.

İklim değişikliği 21. yüzyılın en ciddi sorunlarından biri haline gelmesine rağmen, iklim değişikliğinin ölçek, zamanlama ve sonuçları hakkında bilgi eksiklikleri ve belirsizlikler halen çok fazladır. Türkiye’nin en büyük ekonomik merkezlerinden biri olan Antalya da deniz seviyesinin yükselmesi, fırtınaların şiddeti ve sayısının artması, sel ve taşkınlar, sıcak hava dalgaları, deniz sıcaklığı artışı vb. nedenlerle iklim değişikliğinin etkilerine karşı risk altında olabilecek değerlere, yerlere ve nüfusa sahiptir. Tüm bu değişiklikler, ekonomi, çevre, sosyal faktörler ve halk sağlığını etkileyebilmektedir. İklim değişikliği bazı problemleri kötüleştirebilir ve/ veya yenilerini yaratabilir. Potansiyel yerel zorluklar ve riskler için hazırlı olmak ve önlemler almak bu tür problemlerin çözümünde çok daha az maliyetli olacaktır.

8.333 kilometrelik kıyı uzunluğuna sahip ülkemizin Muğla’dan sonra en uzun kıyı şeridine sahip olan ili Antalya’dır ve bu yönüyle ulusal ekonomiye önemli katkı sağlamaktadır. Bu proje, özellikle iklim değişikliğinin deniz çevresine ve kıyılarına olan etkilerine, dolayısıyla ekonomiye, kültürel mirasa ve biyoçeşitliliğe olan etkilere odaklanacaktır. Proje, Antalya bölgesi için pilot bir çalışma olarak planlanmıştır; fakat özellikle Akdeniz ve Ege’de bulunan tüm kıyı bölgelerinde uygulanması için örnek teşkil edeceği düşünülmüştür.

Akdeniz ve Antalya Körfezi neden özel önem taşıyor?

Tarihi ve mimari mirası gibi doğal yaşam alanları ve biyolojik zenginlikler de bir bölgenin kimliğine temel teşkil eder. Doğal yaşam alanları ve biyolojik çeşitlilik, yerel ekonomi (balıkçılık, tarım, turizm vb.) ve yerel nüfusun yaşam kalitesine katkıda bulunur. Akdeniz, dünya denizlerinin sadece %0,8’ini oluşturmaktadır fakat dünyada ki denizel türlerin %4-18’i ve deniz memelilerinin %8-9’u bu denizde bulunmaktadır. Bu durum, Akdeniz’i zengin biyoçeşitliliğe sahip bir havuz haline getirmektedir. Bu nedenden dolayı bu eşsiz ekosistemde balıklar ve diğer tüm deniz canlılarının korunması için daha fazla çaba gerekmektedir.

Barselona Sözleşmesi’nin taraf olduğumuz protokolleri arasında yer alan “Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol” ile T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye’de 16 Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir. Bunlardan dördü Antalya ili sınırları içinde bulunan “Belek Özel Çevre Koruma Bölgesi”, “Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi”, “Finike Denizaltı Dağları Özel Çevre Koruma Bölgesi” ve “Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi”dir. Dolayısıyla Türkiye’nin ÖÇK Bölgelerinin %25’i Antalya il sınırları içinde bulunmaktadır. Akdeniz’in endemik ve nesli koruma altındaki türleri için önemli yaşam alanlarını oluşturan ÖÇK Bölgeleri ile birlikte Antalya Körfezi’nde bulunan Alanya sahilleri, Phasalis antik kenti sahili, Olympos antik kenti sahili, Tekirova, Üçadalar, Adrasan Koyu ve Beşadalar bölgelerinin denizel biyoçeşitlilik bakımından çok zengin ve eşsiz olduğu bilinmektedir. Flora ve fauna açısından zengin, doğal bir müze ve laboratuvar niteliği taşıyan Antalya Bölgesi çevre eğitimi açısından bir uygulama  merkezi konumundadır. Bu da bizlere denizlerimizi ve kıyılarımızı daha iyi bilmemiz, öğrenmemiz ve korumamız gerekliliğini göstermektedir.

Zengin, kültürel, tarihsel ve biyolojik zenginliğe sahip Antalya kıyıları boyunca ve denizde çok sayıda antik kentler bulunmaktadır. Bölgenin turizm için son derece popüler olduğu ve kesinlikle dünyanın en büyük turizm bölgesi olduğu ve bu nedenle dünya turistlerinin yaklaşık üçte birini çektiği şaşırtıcı değildir. Şehrin sahip olduğu kültürel ve doğal miraslarımızın sürdürülebilir kullanımı ve iklim değişikliği karşısında gelecek kuşaklara aktarımı için riskleri azaltmak amacıyla sorunun aciliyetini anlayarak ve konuyla ilgili olarak çalışan paydaşların sayısını artırmak amacıyla proje kapsamında bu konudaki çabaları arttırmayı hedefliyoruz. Projemiz kapsamında elde edilecek araştırma bulguları da bu konuda daha somut kararlar vermeyi mümkün kılacaktır. Proje boyunca çocuklara yönelik şenliklerden, konunun uzmanı araştırmacıların katılacağı çalıştaylara, farkındalığı arttırıcı etkinliklerden, üst düzey yuvarlak masa toplantılarına kadar farklı faaliyetler gerçekleştirilecektir. Tüm bu faaliyetlerde projede elde edilen bilimsel araştırma sonuçları kullanılacaktır. Projenin orta vadeli hedefi, iklim değişikliğinin etkileri hakkında daha fazla farkındalık, bilgi ve böylece paydaş gruplarında davranış değişikliği gibi çarpıcı etkiler yaratmaktır. Projenin en önemli hedefi ise çevrenin korunması için harcanan çabanın arttırılmasıdır.

Genel olarak, projenin iklim değişikliği, etkileri ve potansiyel uyum önlemlerine odaklanmasının başlıca nedeni, iklim değişikliğinin etkilerinin öncelikli olarak yerel olarak ortaya çıkmasıdır. İklim değişikliği, küresel sıcaklığın artmasına neden olan küresel bir sorundur fakat etkileri yerel düzeyde hissedilir ve mevcut kentsel zorluklarla etkileşir.

Projenin kıyı alanları ve denizlerimizi hedef almasının nedeni ise bu bölgelerin sundukları olanakların çeşitliliği (ulaşım kolaylığı, biyolojik çeşitlilik ve zenginlik, balıkçılık, doğal güzellikler, rekreasyonal etkinlik olanakları, sanayi için kaynak barındırma, iklim uygunluğu ve dolaysıyla tarıma elverişlilik) ve yaşam kolaylığı nedeniyle antik dönemlerden beri en çok tercih edilen yerleşim alanları olmalarıdır. Yerleşimlerin kıyıda yoğunlaşması ise zarar görebilirliği ve duyarlılığı zaten çok yüksek olan kıyıların, daha da yoğun bir şekilde kullanılarak tahrip edilmesi ve afetlerden daha kolay etkilenebilir hale gelmesi ile kullanımların da doğrudan zarar görmesi sonuçlarını doğurmaktadır.

Proje, Antalya’daki karar vericilerin yanı sıra tüm kıyı toplumunun iklim değişikliğinin etkilerini anlamasına ve hazırlamasına yardımcı olacak bir risk yönetimi stratejisinin hazırlanmasını sağlayacaktır. Bu amaçla bölgemizdeki en hassas alanlar belirlenecek ve harita üzerinde gösterilecektir. Avrupa sahil kentlerinden en iyi uygulamalar derlenerek ve örnekler paydaşlarla paylaşılacaktır. Konuyla ilgi bilgi ve etkinlikler medya yoluyla ve raporlarla yayınlanacaktır. Odak noktamız daha spesifik olarak turizm, balıkçılık, antik kentler, doğal mirasımız ve biyoçeşitlilik üzerindeki etkiler olacaktır. Etkiler anlaşıldığında, iklim değişikliğine karşı riskleri azaltmak için çözümler üretmek mümkün olacaktır. Dolayısıyla proje, araştırma, risk değerlendirmeleri ve kapasite geliştirme açısından yerel düzeyde adaptasyona hazırlanmak için çok büyük bir bileşene sahiptir.